nere gitti bizim cips neşesi?
onu yeme bunu deme…
onu o saatte yeme, bunu bunun üstüne içme.
paketli gıdaya yan gözle bakma, ketoya geçmeden ağzına su koyma…
biri der aralıklı oruç yap, diğeri der sakın yapma, biri der buza gir, diğeri der sabah 3’te kalk, biri der günde 3 litre kemik suyu iç, kolejen hapı al, alma, meyve ye, yeme, juice iç, içme… yeteeeeer!
yeter.
uzun süreli temiz beslenmenin bana verdiği yetkiye dayanarak, bir yanağımı toz kahvelere diğer yanağımı jelibonlara dayadım.
ve bir şey söyleyeyim mi?
çok iyi geldi ya, çok çok iyi geldi.
bağırsak florası gerçeğiyle tanıştığımdan beri (Dr. Hüseyin Nazlıkul hocama da selam olsun) yeme-içmemde birçok şeyi değiştirip dönüştürdüm.
paketli gıdalara rest çekerken, yiyeni de hor gördüm.
organik pazarları ve ürünleri tercih ederdim, aslında hala da ediyorum ama artık arada bir de cips neşemi hatırlıyorum.
neden mi?
çocukluğumu özledim.
90’ların internetsiz, her şeyi eleştiren sosyal medyacı doktoru olmadan, market alışverişine karışan fenomen abla olmadan, ‘bilgisi yok fikri var’ spor hocalarının milyon takipçi kazanmadığı zamanları öz-le-dim.
tamam belki sağlık adına karın kassızdık, sabah kalktığımızda öğüre öğüre sirkeli su içmiyorduk ya da ispanyolların daha ‘öğlen’ saydığı saatten sonra ağzımıza lokma koymamaya yemin etmemiştik ama mutluyduk ya, huzurluyduk.
şimdiki anneler gibi köftelerimiz içine sebze de sıkıştırmıyorlardı.
henüz birkaç aylıkken bebek maması diye şekerli cici bebeler yedirirlerdi ya bize.
haftada bir ödül diye fast-food hamburger ısmarlarlardı.
gofret yedik diye ilerde diabet olacağımız var saymazlardı.
kahvaltıda mutlaka beyaz ekmek yenirdi, viennetta dondurmaya kafa atınca anamız babamız gülerdi ya.
lisede öğlen öğünleri pop kek-ice tea şeftaliyle, sınav geceleri kahve bardağında içilen hazır çorbalarla geçerdi.
şimdi bakıyorum da post-sosyal medya sonrası bizim jenerasyon neyi, ne saatte yesek pişmanlık duyuyoruz. önümüz arkamız pişmanlık; ömrümüz ağzımız ve kalbimiz arasında kalmakla geçiyor.
artık marketlerde tatsız tuzsuz karabuğday patlaklarına, paketli organik bulgurlara, ultra-işlenmiş soya sütlerine koşuyoruz.
oysa bazı ‘sağlıklı’ diye pazarlanan ürünler b*k değil k*ka.
ancak bu başka bi’ günün konusu.
ama işte tüm bunlar yüzünden cips neşemiz çalındı.
o küçük ellerimizde o küçük paketleri açtığımız, bazen içinden taso çıkan, zevkle çıtır çutur yediğimiz o cipslerin 435 kalorilik keyfinden bile mahrum ettik kendimizi.
o yüzden şimdi haykırıyorum size, hayatta insanı sadece kaloriler, katkı maddeleri öldürmez, bazen de yaşayamadıklarının stresi öldürür.
bu nedenle kalkın şimdi koltuktan, koşun en yakın markete, geçin cips rafının karşısına ve çocukluğunuzun elinden tutup “hangi cipsi yeriz?” diye sorun kendinize.
oh be, hah şöyle, cips neşemiz yerine gelsin!

