porno izliyor musunuz? ama yemek pornosu

‘food porn’ demek kulağa daha masum, daha #hashtagvari geliyordu değil mi?

ne oldu, türkçesini duyunca bir irkildiniz?

o halde yemek pornosu hakkında biraz konuşalım mı? (tam bir ebeveynlerin çocuklarıyla ilk cinsellik konuşma rahatsızlığı gibi değil mi?)

mesela şunu hiç düşündünüz mü: neden bildiğimiz pornoya ulaşım engelleri varken yemek pornosu halen elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta geziniyor?

yani, sizce etler sado-mazo bir şekilde tokatlanmak istiyor mu?

ya da asla yenmeyecek dokuz katlı hamburgerin üzerinden 2 kiloya yakın çedar sosu dökmeye hacet var mı?

ya da çikolata şelalelerinin bir anlamı?

bir de mesela etik mi?

ya da gerçek mi?

bu da bir kapitalizm oyunu olmasın?

yok canım.

kapitalizm bu sektöre de girmiş olsa 365 günün 365 gününde de bir yemek günü olurdu. (haha…)

bu gün dünya kahve günü, donut günü, içi kremalı donut günü, içi kremasız donut günü, ulusal(?) makarna günü gibi.

neyse ki yok...

latife yapıyorum, tabii ki var.

siz yiyin, satın, satın alın, paylaşın diye varlar.

yoksa kutlandıkları falan yok, sevgililer günü gibi…

diyetisyen debra nessel’ın bu yemek pornosu durumu için enfes bir önergesi var. beyin bu özel günleri ‘kaçıracağını’ sandığı için telaşla değerlendirmek istiyor. ve kendinizi bu bol yağlı, soslu, katlı, malzemeli, boyutlu halüsinatif yemek dünyasında buluyorsunuz. 

ha bir de işin ilginç yanı pornosu olan hiçbir yemeğin sağlıklı versiyonu yok.

yani siz hiç tokat yiyen brokoliler, zeytinyağlı enginarlar, keten tohumları gördünüz mü?

görmediniz.

neden?

çünkü içinizdeki darth vader’ı böyle cezbedemezler.

tüm bunlara adı üstünde porno denmesinin bir nedeni var. sizdeki ‘guilty plesaure’ı uyarmak, daha fazla fast-food tüketimine alıştırmak, daha çok şişmanlatmak ve sonrasında spor salonları, zayıflama hapları, alternatif tıp uygulamaları gibi birçok diğer sektörle ön sevişmeye almak... öhöm pardon, bağdaştırmak. 

en sonundaysa bu döngüyü yine bir tür yemek pornosuyla tekrar ve tekrar ve tekrar yaşatmak.

tarkan’ın “kucağına düştüm yavrum, ocağına düştüm yavrum”u gibi hissettiniz değil mi?

oysa siz masum masum 53 katlı pancake videolarını izleyerek sadece naif bir “üff” çektiğinizi düşünüyordunuz…

Önceki
Önceki

yazılar: sebze yemeye neden başladım?

Sonraki
Sonraki

masterclass: thomas keller