istanbulluk/caddebostan:il sud giardino
dört mevsim giderim, hiç de çekinmem.
çünkü standardizasyon benim şahsi meselem.
caddebostan’a taşındığımızdan beri bir italyan arayışıdır gider. şansıma taşındığımız yıl ilk restoranını moda’da açan il sud, bağdat caddesine de açmış.
zaten bağdat caddesinin eski binalarının fanıyım, nerede 3-4 katlı, dış cephesi ahşaplı, fayanslı, mozaikli eski yazlık sahil evlerinden görsem içim kabarır.
o yüzden benim için il sud 1-0 önde başlıyor, çünkü böyle bir binada, tüm binaya sahip ve bahçeli, daha ne isterim…
ben italyanımı fine-dine, ya da öyle antin kuntin köpüklü, yorumlu, molekülerli falan sevmem. dümdüz trattoria namında severim, süsten uzak, malzemesi iyi, tabakları belli ve orijinallerinin dibi.
il sud da öyle bir yer. en azından italya’ya en yakın gidenlerden (elbette roma’daki bir da ivo ya da checco er carettiere kadar gerçek olmasını bekleyemem.)
neyse ama dediğim gibi yorumlu italyan sevmem.
hele ki türkleştirilmiş italyan hiç sevmem.
sevdiğim yerlerde de aynı tabakları yemeyi severim; il sud’da genel yediklerim belli; aşağıda yazıcam hepsini.
mutlaka mevsimlik en az bir tür makarna da eklerim.
pizzaları hakkında konuşacak eminliğe henüz sahip değilim, bana biraz zaman verin.
tatlıcı değilim, ancak tatlı garsonları severim.
buradaki servisi de o yüzden ayrıca seviyorum, insanları çok nazik ve ilgili.
bahçesiyse favorim.
yani benim önerim; güneş batmadan hava uygunken bahçesine gitmeniz, iyi bir şarapla yemeğe başlamanız, ve mümkünse yemekleri yavaş yavaş marşlamalarını (hazırlamalarını) rica ederek, muhabbetin keyfini çıkarmanız…

